Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim 5, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dönüş 7/7

Check-in saati gelmiş. Valizim kabin içi nasılsa, check-in'i de yaparsam bankoya uğramadan doğrudan geçerim pasaport kontrolüne. Neyse ki sürekli oturumum var Fransa'da. Yurt dışı çıkış harcı da ödemeyeceğim. 1000 lira olmuş geçen gözüme çarptı. 5 çay parası, bu akşamın hesabıyla.  Kemal'i aramasam daha mı iyiydi acaba? Meyhane dedik ama hiç içesim yok. Arayıp iptal etsem ayıp olur çocuğa. Hevesi telefondan belli oluyordu. Asistan maaşıyla rakı sofrasına kaç kez oturabilir? O ne yapıyor acaba? İstanbul'dan uzak durmanın, İstanbul'a onca sene sonra dönmenin sebebi de aynı kişi ve sen bunca gündür ona ulaşmak için hiç bir çaba göstermedin. Ergin Hocam, kendinden kaçamazsın. 

Dönüş 6/7

Bir de benden olacaktı hesap. Paris'te hocasın, öde bir zahmet. Garip bir adam, bir rakı sofrasına oturmadan çözemeyeceğim. Niye çözmek istiyorum, ondan da emin değilim. Konferans öncesi bir şehri gezdir diye bölüm başkanı görev verdiğinde iki bira içmiştik Beşiktaş'ta. İçimi darlamıştı, yok edilgen olmak lazımmış, yok plan yapmazmış. Yalanın daniskası. Sonra CV'sine baktım LinkedIn'de. Baya da yapmışsın işte planlarını. Neden böyle büyük büyük konuşuyorsun.  Bölüm başkanı bugün teşekkür etti koridorda görünce. Ergin çok memnun kalmış İstanbul gezinizden dedi. Ne yalan söyleyeyim, mutlu oldum.  Nereye gitsek acaba? Ev sahibi sayılırım. Rakı sofrası dedi telefonda. Neyse, hele Kadıköy'de buluşalım, konuşuruz nereye gideceğimizi.

Dönüş 5/7

Geçinmenin böylesi zorlu olduğu zamanda bile adamdaki duyarlılık ayakta tutuyor ülkeyi demek ki. Gerçi böylesi insanların sayısı azalıyor. Yeni nesilde yok bu anlayış. Yaşlanıyorsun Ergin Hocam. Nedir bu yeni nesil düşmanlığı. Bak, etrafın cıvıl cıvıl genç dolu. Senelerdir onlarla iç içesin. Üniversitedeki öğrencilerin artık yarı yaşından küçük. Sen üniversitede okurken onlar doğmamıştı bile. Kemal'i aramayı unuttum. Bir hoşcakal demek lazım. O kadar ilgilendi çocuk. "Alo Kemal Hocam." "Ergin Hocam, merhaba. Ben de diyordum konferans bitti Ergin Hocam kayboldu diye. Rahatsız etmek istemediğim için aramamıştım. Özlemişsinizdir İstanbul'u." "Özlemişim doğru, arkadaş eş dost da beni özlemiş. Her günüm dolu geçti, sizinle de bir akşam oturmak kısmet olmadı." "Dönüşünüz yarındı değil mi Hocam. Bu akşam oturalım size de uyarsa?" "Bu akşam, bu akşamla başlayınca cümleye aklıma Zeki Müren geldi." "O zaman dolaşalım bütün meyhaneler...

Dönüş 4/7

"Manzaraya bakmak da mı paralı yoksa?" Bak iyi ki buldum adamı. İçine oturmuş işte. Gülüyor bir yandan ama ettiği lafa bak.  "Abiciğim ben 200 liranı geri vereyim senin. İçim rahat etmedi. 10 çay parasına çay satamam." "Allah aşkına ne geri vermesi. Takılıyorum manzaraya bakmak da mı paralı diye." "Yok yok. Kim kaybetmiş de ben bulayım böyle eli bol müşteriyi. Sen al paranı." "Kalbi temiz bir adamsın belli. Senin için rahatlamayacak anlaşılan geri almazsam ama işin doğrusu ben yarın ayrılıyorum İstanbul'dan. Bir daha ne zaman gelirim Türkiye'ye bilmiyorum. 200 lira 4 euro ediyor, ki onunla bir kahve bile zor içerim. Yani anlayacağın sen bana iyilik yaptın." "Bir bit yeniği var diyordum ama bu aklıma gelmemişti. Neyse, ikna oldum. Hayırlı yolculuklar o zaman sana. Gene gel ama, İstanbul güzel yer." "Kısmet diyelim. Kul plan yapar, felek gülermiş." "Kaderden ötesi yok." "Eyvallah."

Dönüş 3/7

Adama takılayım dedim, iş nereye geldi. Akşam akşam 20 lira yerine 200 lira verdi. Durduk yere günaha mı girdim acaba? Helal et dedim gerçi ama gene de emin olamadım. Geri mi versem, motor yanaşacak birazdan. Kaç bardak dağıttım o da kalmadı aklımda. Üst kattan içen olmadı. Önceki seferlerde sıra altlarına konulan varsa diye bakmak gerek. Motor yanaşmadan konuşsam şu adamla, içim rahat etmeyecek. Belki o da pişman olmuştur 200 lira verdiğine. 10 çay parasına 1 çay içmek içine oturmuştur belki. Neredeydi en son. Manzaraya baktığına göre şu tarafta olmalı. İşte orada, "Abiciğim bir bakar mısın?"

Dönüş 2/7

  "Çay var tost var. Var mı çay isteyen?" Akşam seferlerinde kimse bir şey istemiyor. Sabah iyi kötü iş oluyor ama akşamları boşa dolaşıyorum. Denize dalmış şuradaki adama bir çay vereyim soğumadan. "Çaysız çıkmaz abi bu manzaranın tadı. Kaç şeker olsun?" "E ver bakalım bir çay, bakalım manzara değişecek mi?" "Bu sefer çok özel bir seferdir abi. Tam güneşin battığı vakte denk geldin. Bu tarafta değil asıl manzara, diğer yana geçersen kızıllığı görürsün." "Şekersiz içiyorum, bunları alabilirsin. Ne kadar çay?" "Normalde 20 ama böyle manzaraya eşlik edince 50 alıyorum." "50 yetmez bence al sana 200 lira. İstanbul'daki son boğaz geçişinin şanına yakışsın." "Takılmıştım abi, dur paranın üstünü vereyim." "Ben ciddiyim, anlatacak bir öykün oldu. Adam bir çaya 200 lira verdi diye." "Eyvallah abi. Helal et ama." "Helal olsun."

Dönüş 1/7

İşte geldim, gidiyorum. Hoşcakal kardeşim deniz. Böyle miydi o dizeler. Tam beni anlatıyor. Geldim, konuştum ve dönüyorum. Ne geldiğim günkü heyecan var içimde, ne döneceğimin hüznü. Sen de artık herkes gibisin İstanbul.  Oysa ne hayallerle ümitlerle mutlu olmaktı dileğimiz. Suçlu ne İstanbul ne de benim. Yarın, sensiz olacağım, sen de bensiz.  Eski şarkıların kafamın içinde playlist oluşturmasını maruz kaldığım taksi radyolarına bağlamalı. Hoş hiçbir radyoda duymadım bu şarkıları ama demek ki Türkçe şarkılar arşivimin kapılarının açılması için bir süre Türkçe dinlemek yetiyormuş. İstanbul'a gelirken ne hayal etmiştim ki? Onca sene sonra neyi bulmayı bekliyordum. Kendime karşı dürüst olsam bugün böyle mi olurdu hayatım? Nasıl olmasını istediysen öyle oldu işte. Şimdi isyanın kime?