Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kedi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

kedi 7/7

"Bakalım sevecek misiniz Mehmet'i. O çok seviyormuş kedileri." Şimdi itiraz edeceksin biliyorum. "Mehmet'in kedi sevdiğini zaten biliyorduk" diyeceksin. Haklısın. Ama yazar dediğin herkesi düşünmeli. Sen düzenli bir okursun anlaşılan, ama herkes öyle değil. Mehmet kedileri seviyor, evet. Bunu fazla ciddiye alma. Ben de almadım. Ama yazdım. Çünkü okur kedi görünce yumuşuyor, yazar da bunu bildiği için utanmadan kullanıyor. Şu an bunu konuşuyor olmamız bile yeterince kanıt. "Peki ben Mehmet’i sevmek zorunda mıyım?" diye soruyorsun. Hayır. Ama sevmemen de metnin bir parçası artık. Bu hafta biraz postmodern takıldık. Metin kendiyle konuştu, ben araya girdim, sen de durup baktın. Haftaya neler olur, ben de bilmiyorum. Ben yazdım, gerisi sana kaldı. Arada bir kedi geçti. O her zamanki gibi kimseye danışmadı. 🐾

kedi 6/7

  "Şu fotoğrafa baksana. En son ne zaman böyle bulutlar gördün gökyüzünde?" "Yapma İsmet, başlama gene. Haydi gel çıkalım biraz. Vildanlarla buluşacağım, sen de gel." "Vaay, Vildanlar oldu şimdi değil mi? Ben söylesem Mehmetler mi demem gerekiyordu?" "Alemsin, Mehmet ve Vildan işte." İsmet telefonu cebine koydu. Gitmek fikri onu rahatlattı ama varmak aynı etkiyi yapmadı. Bazıları yürümeyi severdi, varışları değil. Kaldırımın kenarında bir kedi duruyordu. Ne çağıranı vardı ne bekleyeni. İsmet onu kıskandı. Bir yere ait olmadan durabilmek ciddi bir meziyetti. Kedi yürüdü. Rastgele değil, öyleymiş gibi. İsmet arkasından baktı, sonra ters yöne döndü. Buluşmaya geç kalınabilirdi. Bir şehrin içinde aylak kalmak da bir tercihti. Yazar bunu yazdı. Okur durdu. Kedi çoktan kaybolmuştu.

kedi 5/7

"Sana söylemiştim Kuzen. Hele bir gel Ankara'ya bak ben seni nerelere götüreceğim diye."  Yok, hayır düşündüğüm şey olmadığını söyle lütfen, kuzeniyle birlikte İstanbul'un farklı yerlerini gezerken Ah Ankara diye iç geçiren isimsiz karakterim.  Peki kedi nerede sahneye çıkacak?  "Burasının ne özelliği var anlamadım." "Viral olacak burası. Henüz insanlar pek farkında değil ama." "Ben de farkında olmayanlardanım Kuzen." Çok rica ediyorum, yapma bunu. "Şu tabelayı görüyorsun değil mi desem." Tabelada yön vardı ama mesafe yoktu. Ok vardı, varış yoktu. Ankara işi bu. İstanbul’da tabelalar acele ettirir, Ankara’dakiler oyalardı. Biri seni götürür, diğeri seni tutar. Kediyi bekliyorum hâlâ. Öykünün adı öyle, hatırlatayım dedim. Kuzen tabelayı parmağıyla işaret etti. Parmağı tabeladan daha kararlıydı. "Bak," dedi, "buradan her yere gidiliyor." Bu cümle tanıdıktı. Ya bir şarkıdan, ya bir belediye afişinden, ya da d...

kedi 4/7

Kuş cıvıltıları, ceviz ağacının gölgesi ve yaprakları hışırdatan rüzgar dışında kimse yoktu yanımızda. Kara ile yan yana uzanmıştık, içimiz geçmiş. Bunu yazıya döken biri olduğunu biliyordum. Kara bilmiyordu. O, gölgenin gerçekten serin olduğuna inanıyordu; ben ise serinliğin biraz da iyi seçilmiş bir cümleden geldiğini. Aramızdaki fark buydu. Kara uyurdu, ben fark ederdim. Şimdi burada durup şunu söylemem gerekiyor: Ben aslında bu öykünün sonunda ortaya çıkacak bir karakterdim. Ama yazar sabırsızlandı. Ya da okur. Ya da ikisi aynı kişi. Postmodern metinlerde bu tür ayrımlar yapılmaz, yapılır gibi yapılır. Ceviz ağacı vardı. Bu önemli. Çünkü her metin biraz ağaç ister; kök, gövde, dallar diye düşünülür. Oysa ben dallardan yanayım. Rüzgârın savurduğu, hangi cümleye tutunacağını bilmeyen yapraklardan. Kara gözlerini açmadan mırıldandı. Ne dediğini hatırlamıyorum. Zaten hatırlanmayan şeyler daha sahici oluyor. Yazar da bunu severdi. Unutulan diyaloglar, yazılamayan rakı masaları, yarım ka...

kedi 3/7

"Ah kuzum kıyamam sana. Bu soğukta sıcak bir yer olsun diye mi oturdun oraya?" Vildan görse seni de alır evine diye düşündü yazar. Acaba hangi karakter söylemiş olsa bunu, emin olamadı. Yoksa karakter yerine kendi fikrim olarak mı kalsa, ilk öyküdeki postmodern tavra selam kabilinden. "İyi gidiyor, hem okuyucuların sayısı, hem Instagram hesabının takipçileri artıyor her geçen gün. Kemal ile rakı masamızı yazamadın, ne zamandır bekliyorum." "Ergin Hocam?" "Hiç yan çizme. Blogunun ilk öyküsünün gizli kahramanıyken adımı unuttu okuyucular. Kaç hafta geçti üstünden bir yazamadın şu koduğumun yazısını." Hiç Ergin gibi gelmedi bu sözler. Hiç Ergin gibi gelmedi bu sözler. Ergin küfretmezdi. En fazla susardı. Suskunluğu bile cümleydi onun. Oysa bu ses aceleciydi; okunmak isteyen, hatırlatılmak isteyen bir sesti. Belki de Ergin değildi konuşan. Belki algoritmaydı. Ya da yazara içerik takvimi gönderen o görünmez baskı. Kedi, tam bu sırada kedi sobanın ön...

kedi 2/7

"Yerim ben senin o görmeden bakan gözlerini. Kardeşlerin nerede? Size çok şaşıracağınız bir haber vereceğim." "Hep bir heyecan, hep bir coşku. Biraz sal be Vildan. Bunca sene aynı evi paylaşıyoruz, hiç mi bir şey öğrenemedin bizden." "Keşke anlayabilsem ne söylediğini. Sanki hissettin hayatımızda bir takım değişiklikler olacağını ama endişelenmeyin. Siz, evin kraliçeleri olmaya devam edeceksiniz elbette." Bu noktada anlatıcının susması gerekirdi. Çünkü kediler konuşurken insanlar susmalıydı; bunu daha önce bir yerlerde okumuştuk. Belki Cortázar’ın bir merdiven tarifinde, belki de Borges’in hiç yazılmamış bir dipnotunda. Hatırlamamak daha güvenliydi. Vildan, mutfak tezgâhına yaslandı. Çaydanlık fokurdamıyordu ama sahne buna uygundu. Kediler, anlatının devam edip etmeyeceğini tartar gibi bakıyorlardı. Okuyucu da öyle. Aradaki fark, kedilerin metnin farkında olmasıydı. "Yeni bir düzen," dedi Vildan, cümleyi özellikle eksik bırakarak. Eksik cümleler ...

kedi 1/7

Postmodern bir tavırla yazmaya karar vermişti bu hafta. Kimi öyküde okuyucuyla doğrudan konuşacak, yazılanın kurgudan ibaret olduğunu hatırlatacak ögeler yerleştirecekti metnin içine. Metinler arası ve bilinç akışı denemeleri de ekleyecekti kimi günler. Tüm bunları yapmasının bir nedeni vardı elbette.  Kediler... Kediler, postmodern canlılardır. Bu önermeyi kanıtlamasına gerek yoktu aslında. Bir kedi, tam sevilmeye alışmışken ortadan kaybolur; tam kaybolmuşken gelip klavyenin üstüne oturur. Nedensizliğin estetiğini savunur. Okuyucuya açıklama yapmaz. Yapıtına sadık kalır ama yazara değil. Bakın, tam şu anda sizinle konuşuyorum. Evet, siz. Metnin dışında olduğunu sanan siz. Kediler bunu hep yapar. Dördüncü duvarı umursamazlar. Onlar için duvar, tırmanılacak bir yüzeyden ibarettir. Bu yüzden postmodernliği seçmişti. Çünkü klasik bir anlatı, kedilerin dünyasını taşıyamazdı. Giriş, gelişme, sonuç… Bir kedinin kuyruğu gibi düz bir çizgi beklemekti bu. Oysa kedi, kuyruğunu bile bazen k...