Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bu blogda ne bulacaksınız...

Blogda her pazar günü başlayacak ve yedi gün sürecek bir arkası yarın öykü dizisi yayınlanacak... Öykülere birbirine yakın yerlerde ya da konseptte çektiğim fotoğraflar eşlik edecek... Kimi birbiriyle ilişkili kimi bağımsız, ortak özellikleri birbirine yakın yerlerde yaşanmış olmaları. Her hafta PAZAR günü yeni seri... İlk öykü 31 Ağustos 2025 PAZAR günü başlıyor... Öyküler ve fotoğraflar aynı gün, oyku7.blogspot adresli Instagram sayfasında da yayınlanacak...
En son yayınlar

yeni 4/7

Hayat her yerde benzer telaşlarla geçip gidiyor. Sanat, benzersize özlemimizin bir sonucu mu? Sanat eserleri benzersiz mi ki? Şu heykeli yaparken ne düşünüyordu acaba sanatçı? Bakışlardaki anlamı mı yoksa alacağı ödeme ile borçlarını kapatmayı mı? Müzenin içinde zaman biraz daha ağır akıyor sanki. Ayak sesleri bile ölçülü, fısıltılar bile utanarak yükseliyor. Heykel tam ortada duruyor; ne aceleci ne de telaşlı. Dışarıdaki hayatın tüm koşuşturması cam kapıların ardında kalmış. Burada beklemek serbest, hatta teşvik ediliyor. Heykelin yüzünde sert bir ifade, kararlı da denilebilir. Her bakan kendi birikimiyle bir anlam çıkartıyor. Belki de bu yüzden müzeler var: Cevaplardan çok sorular biriktirmek için. Sanatçı bu yüzü yaparken gerçekten ne hissediyordu, bilmiyorum. Ama şu an ben, kendi yorgunluğumu bırakıyorum onun üzerine. O sessizce taşıyor. Yanımdan geçen bir görevli kısa bir bakış atıyor heykele, sonra bana. Günde kaç kere aynı şeye bakınca, insan görmeyi bırakır acaba? Yoksa tam t...

yeni 3/7

Haldun Bey'le o vapur gezisinde tanışmasak aklımın ucundan geçmezdi Roma'ya gitmek. Gerçi öleceğine bir hafta kaldığını öğrensen ne yapardın sorusuna Roma'ya giderdim demiştim ama aslında sıradan bir yanıt vermemek için uydurmuştum o an, itiraf ediyorum.  Sonra epey düşündüm bu soruyu ve yanıtımı, dedim neden olmasın. Memur emeklisinin ikilemi, yeşil pasaportu var ama seyahat edecek maaşı yok. Neyse ki kenarda üç beş birikmiş vardı da geldim bu kadim başkente.  Doğu Roma'nın başkentinden Batı Roma'nın başkentine. Fotoğraf kursunun faydasını görecek miyim bakalım.   

yeni 2/7

"Fotoğrafta kompozisyon önemli, gördüğünüz ile göstermek istediğiniz farklı şeyler. Bir kareyi oluştururken sizi anı fotoğrafçısından ayıracak olan çerçeveniz, yani kompozisyon. İlerideki köprüyü nasıl yorumlayacağınızı merak ediyorum." Madem sene değişiyor, senelerdir uzak durduğum fotoğrafçılığa bir şans vereyim dedim. Hocanın anlattıklarını kendi kendime tekrarlayarak "oluşturdum" bu kareyi. Diyagonal bir çizgiyle köprüyü altın kesime uygun yerleştirdim. "Çektiklerimizi gösterelim mi?" "Şimdi bakmayacağız Elif Hanım. Haftaya kursta herkesin çektiğine birlikte göz atacağız. Herkes farklı açılardan oluşturuyor karesini. Ben de merakla bekliyorum." Merakla beklenecek bir şeyin olması bile güzel. Seveceğim galiba fotoğrafı.    

yeni1/7

Bu kadar uzaktan görebileceğimden emin değilim. Geç kaldım, ne zaman vaktinde halledebildim ki işlerimi. Geç olsun güç olmasın derdi annem. Benim işlerim hem geç hem güç oldu. Kimisi ise hiç oldu. Gene geldi Esra, oysa karar vermiştin Yeni Esra olmaya. Kolay mı senelerin alışkanlığını değiştirmek, bir kararla. Her yaptığımı acımasızca eleştiren biriyle yaşamaya o kadar alışmışım ki başka türlüsü olmazmış gibi geliyor.  Dünya güneşin etrafındaki dönüşünü tamamlayacak bir kez daha. Yolculuğunu bir kez daha kazasız belasız bitirmesini kutlayacağım ben de. 365 gün 6 saat boyunca ben neler yaptım acaba? Kutlanacak bir şey var mı benim yolculuğumda da? Esra, içimi karartıyorsun. Giderek solgunlaşacak ve yeninin içinde eski bir anı olarak kalacaksın. Anda kal derdi Ergin burada olsa. Plan yapma, anı yaşa. Birazdan son anons yapılacak, ışıklar kararacak ve şef girecek orkestra çukuruna. Buradan girdiğini göremeyeceğim ama alkışlara eşlik edeceğim. Başlarken alkışlayacağız orkestrayı, nası...

kedi 7/7

"Bakalım sevecek misiniz Mehmet'i. O çok seviyormuş kedileri." Şimdi itiraz edeceksin biliyorum. "Mehmet'in kedi sevdiğini zaten biliyorduk" diyeceksin. Haklısın. Ama yazar dediğin herkesi düşünmeli. Sen düzenli bir okursun anlaşılan, ama herkes öyle değil. Mehmet kedileri seviyor, evet. Bunu fazla ciddiye alma. Ben de almadım. Ama yazdım. Çünkü okur kedi görünce yumuşuyor, yazar da bunu bildiği için utanmadan kullanıyor. Şu an bunu konuşuyor olmamız bile yeterince kanıt. "Peki ben Mehmet’i sevmek zorunda mıyım?" diye soruyorsun. Hayır. Ama sevmemen de metnin bir parçası artık. Bu hafta biraz postmodern takıldık. Metin kendiyle konuştu, ben araya girdim, sen de durup baktın. Haftaya neler olur, ben de bilmiyorum. Ben yazdım, gerisi sana kaldı. Arada bir kedi geçti. O her zamanki gibi kimseye danışmadı. 🐾

kedi 6/7

  "Şu fotoğrafa baksana. En son ne zaman böyle bulutlar gördün gökyüzünde?" "Yapma İsmet, başlama gene. Haydi gel çıkalım biraz. Vildanlarla buluşacağım, sen de gel." "Vaay, Vildanlar oldu şimdi değil mi? Ben söylesem Mehmetler mi demem gerekiyordu?" "Alemsin, Mehmet ve Vildan işte." İsmet telefonu cebine koydu. Gitmek fikri onu rahatlattı ama varmak aynı etkiyi yapmadı. Bazıları yürümeyi severdi, varışları değil. Kaldırımın kenarında bir kedi duruyordu. Ne çağıranı vardı ne bekleyeni. İsmet onu kıskandı. Bir yere ait olmadan durabilmek ciddi bir meziyetti. Kedi yürüdü. Rastgele değil, öyleymiş gibi. İsmet arkasından baktı, sonra ters yöne döndü. Buluşmaya geç kalınabilirdi. Bir şehrin içinde aylak kalmak da bir tercihti. Yazar bunu yazdı. Okur durdu. Kedi çoktan kaybolmuştu.

kedi 5/7

"Sana söylemiştim Kuzen. Hele bir gel Ankara'ya bak ben seni nerelere götüreceğim diye."  Yok, hayır düşündüğüm şey olmadığını söyle lütfen, kuzeniyle birlikte İstanbul'un farklı yerlerini gezerken Ah Ankara diye iç geçiren isimsiz karakterim.  Peki kedi nerede sahneye çıkacak?  "Burasının ne özelliği var anlamadım." "Viral olacak burası. Henüz insanlar pek farkında değil ama." "Ben de farkında olmayanlardanım Kuzen." Çok rica ediyorum, yapma bunu. "Şu tabelayı görüyorsun değil mi desem." Tabelada yön vardı ama mesafe yoktu. Ok vardı, varış yoktu. Ankara işi bu. İstanbul’da tabelalar acele ettirir, Ankara’dakiler oyalardı. Biri seni götürür, diğeri seni tutar. Kediyi bekliyorum hâlâ. Öykünün adı öyle, hatırlatayım dedim. Kuzen tabelayı parmağıyla işaret etti. Parmağı tabeladan daha kararlıydı. "Bak," dedi, "buradan her yere gidiliyor." Bu cümle tanıdıktı. Ya bir şarkıdan, ya bir belediye afişinden, ya da d...