Müzenin içinde zaman biraz daha ağır akıyor sanki. Ayak sesleri bile ölçülü, fısıltılar bile utanarak yükseliyor. Heykel tam ortada duruyor; ne aceleci ne de telaşlı. Dışarıdaki hayatın tüm koşuşturması cam kapıların ardında kalmış. Burada beklemek serbest, hatta teşvik ediliyor.
Heykelin yüzünde sert bir ifade, kararlı da denilebilir. Her bakan kendi birikimiyle bir anlam çıkartıyor. Belki de bu yüzden müzeler var: Cevaplardan çok sorular biriktirmek için. Sanatçı bu yüzü yaparken gerçekten ne hissediyordu, bilmiyorum. Ama şu an ben, kendi yorgunluğumu bırakıyorum onun üzerine. O sessizce taşıyor.
Yanımdan geçen bir görevli kısa bir bakış atıyor heykele, sonra bana. Günde kaç kere aynı şeye bakınca, insan görmeyi bırakır acaba? Yoksa tam tersine, anlam mı derinleşir?
Müzeden çıkarken aklımda hâlâ o soru var: Sanat benzersiz mi? Yanıtından emin değilim.

Yorumlar
Yorum Gönder