Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gemide 7/7

"Haydi Bulut, gidelim." dedi adam. Bulut, ikiletmeden kalktı yerinden.

Gemide 6/7

"Rumeli Kavağı'nda mı insek yoksa Anadolu Kavağı'nda mı?" "Anadolu Kavağı'nda bekleyecek değil mi gemi?" "Evet, 3 saat orada. Aslına bakarsan Rumeli tarafında şık balık lokantaları var. Kalkanıyla meşhur bir yer var adını duymuşsun kesin." Adını bilse de yazmamaya karar verdi yazar. Kahramanlarım ismini verirse reklama girer belki diye düşündü. Bir önceki cümlede isminin geçmesinin, metnin doğal akışı içinde değerlendirileceğinden emindi. Postmodernizme selam gönderen tavrı sevdiğine karar verdi. "O zaman Anadolu'ya geçelim, bir tepe varmış. Oraya da çıkarız hem. 3 saat az zaman değil. Yemeğe de yeter dolaşmaya da." "Misafir olan sensin, nasıl dersen." "Hepimiz misafir değil miyiz bu dünyada."  

Gemide 5/7

Hayat ne garip diye düşündü Meryem. Güneş gözlüğünü çıkarmayan, kendini beğenmiş biri olduğunu düşünmüştü adamın. Arda'nın sevme isteğine verdiği yanıtı da fazla ukalaca bulmuştu. Söylemese fark etmezdi gerçekten. Şimdi bir şey söylemesi gerekiyordu, ama söyleyecek bir şey bulamıyordu.  Sessizlik uzadıkça, söze başlamak güçleşiyordu. "Sen hangi takımı tutuyorsun amca?" Hay aklınla bin yaşa Arda, ne güzel bozdun sessizliği. "Benim değişiyor tuttuğum takım." "Nasıl yani?" "O sene kim iyi gidiyorsa onu tutuyorum. Sana da tavsiye ederim."

Gemide 4/7

"Amca, adı ne köpeğin?" "Bulut" "Ne güzelmiş senin adın." "Senin adın ne?" "Arda" "Hangi takımı tutuyorsun Arda?" "Galatasaray." "Amca, sen neden güneş gözlüğü takıyorsun, o kadar güneş yok ki." "Ardacığım o nasıl soru öyle, rahatsız oluyor belki aydınlıktan." "Aslında güneşten hiç rahatsız olmuyorum, güneşi çok az görebiliyorum çünkü. Bulut benim rehber köpeğim." "Hiç rehber köpek görmemiştim." "Belki karşılaşmışsınızdır daha önce ama fark etmemişsinizdir. Bulut'un rehber olduğunu da fark etmediniz." "Haklısınız." 

Gemide 3/7

Şehir hatları gemisi Sarıyer'den binenlerle yoluna Rumeli Kavağı'na doğru devam ediyordu. Hava güneşli ama soğuktu. Boğazın çıkışına ilerlerken sahildeki manzara değişmişti. Ne kıyıda yalılar ne sırtlarda gökdelenler, varsa yoksa yeşillik ve arada görülen tek tük binalar. Yazar tam da bu satırda durdu. Çayından bir yudum aldıktan sonra iyi bilmediği bir bölgeyi tanımlarken hata yapmaktan endişe duydu. Soğumaya yüz tutmuş çayından bir yudum daha aldı, dışarıda esen deli rüzgarı dinledi bir süre. Fırtına olacak diyordu hava tahmini, doğru çıktı diye düşündü. Öykünün dört bileşenin hiç birisi yok bu metinde, zorlayarak kişi ve zamanı bulsak bile olayın olmadığı bir metne öykü diyebilir miyiz?  Sanırım karanfil konulmuş çaya, bergamot aromasını bastırmış. Köpek, rehber köpek mi olsa? Adam görme engelli olsa mesela, çocuk buna ilişkin sorular sorsa annesine ve adama.  Neyse, bunlar yarının konuları diye yazdı.  Çayı da bitmişti.

Gemide 2/7

"Anne sevebilir miyim?" "Bana sorma evladım, sahibine soralım. Isırır mı sevsek?" "Sağı solu belli olmuyor. Yetişmek için koşturduk biraz yoruldu. Yaşı da var. Huysuzluk edebilir. Uzaktan sevmek aşkların en güzeli der gibi bakıyor." "Bak, iyi ki sorduk. Çok tatlıymış. Kaç yaşında?" "10 senedir benimle birlikte yaşıyor. Sahiplendiğimde 2 yaşında demişlerdi." "12 oluyor o zaman değil mi anne?" "Aferim yakışıklı, sen okula başladın mı?" "Seneye başlayacak amcası." "Yeni nesil erken öğreniyor her şeyi." "Öyle gerçekten, okuma yazmayı da söktü ablasının ödev yapmasını izlerken, seneye ne yapacak bilmiyorum." Neyse affettim seni. Çocuktan kurtardın. Gerçekten hiç çekemeyecektim.   

Gemide 1/7

"Nefes nefese kaldık belki ama değdi. Koşmasak yetişemezdik." Kendi fikriymiş sanki koşmak. Hayatı sakin yaşamak istiyorum, hiç bir yere koşarak gitmedim bugüne kadar demiyor muydun az önce. Şimdi hatırlatsam gene anlamayacak beni. En iyisi huyuna gitmek. Hep mi böyleydi diye düşünüyorum arada, aşkın gözü kördür derler, doğruymuş. Hoş hâlâ görebiliyor muyum emin değilim.  "Haydi üst kata çıkalım. Ön güvertede yer varsa orada otururuz." Belki ben üst kata çıkmak istemiyorum. Belki güverte yerine salonda oturacağım. Hep senin istediklerini yapıyoruz.  "Nazlanma ama, merak etme su kabın yanımda. Hemen koyacağım suyunu."

yeni 7/7

Whatsapp'tan arasam ayıp olur mu? Adamın numarasını aldıktan sonra bir iki konuşmuş olsaydım keşke. Şimdi ilk aramayı whatsapp'tan yapmak, ne bileyim, pek uygun gibi gelmiyor bana. Neyse ne, Tiber nehrinin kenarına beni getiren adama nehrin kenarındayken teşekkür etmek istememde yanlış bir şey yok. "Elif Hanım merhaba. Bende diyordum öyküsever Elif Hanım hiç aramadı diye." "Hep aklımdaydınız ama denk gelmedi Haldun Bey. Nasılsınız?" "İyiyim, hep aynı şeyler. Görüntülü mü arayacaktınız acaba diye düşündüm whatsapp araması olunca." "Öyle yapalım uygunsa sizin için." "Uygun uygun, sahilde oturuyorum." "Bakın bakalım ben neredeyim?" "Bir nehir kenarı ama çıkartamadım. Sanki İstanbul değil burası?" "Doğru tahmin. Son haftam kalsa Roma'ya giderim demiştim ya size. Dedim, son haftam olmadığını nereden biliyorum, en güzeli gideyim hâlâ gidecek enerjim varken." "Ne kadar iyi yapmışsınız. Benim için ...

yeni 6/7

Uzun süre bakıp durdum bu merdivenlere. Aynı yerden başlayıp aynı yere ulaşan iki merdiven olsalar da başlangıç ve bitiş anları dışında yolları kesişmiyor. Rehberlerin sesleri, telaşlı kalabalıklar, sabırsız ve yorgun çocuklar... Etrafımda bitmeyen hareketliliğin ortasında merdivenlerin başından ayrılamadım. Bir kaç kare fotoğrafını çeksem de bende oluşturduğu düşünceleri fotoğraf karesine hapsedemeyeceğimi anlayınca bıraktım yürüyenleri flu, merdivenleri net çekme çabasını.  Birbirini sarmalayarak aynı hedefe ilerleyen ve yolu hiç kesişmeyen iki merdiven. Haldun Bey'in sorusuna verdiğim yanıtın beni getirdiği Roma'da, daha doğrusu Vatikan Şehri'nde merdivenlere bakıp düşünüyorum acaba kimlerle birbirimize değmeden ilerliyoruz hayat yolculuğunda. Belki de her gün yanından geçtiğimiz insanlar, bizimle aynı yerden başlayıp aynı sona yürüyen ama hiç karşılaşmayan yol arkadaşlarımız. Kısa bir bakış, yarım bir cümle ya da hiç yaşanmamış bir selam… Merdivenler gibi, düzenli ve me...

yeni 5/7

"Elif Hanım madem Roma'ya gideceksiniz sizden ricam Kolezyum fotoğraflarını günün farklı saatlerinde çekmeniz. Her ışıkta ayrı güzellikler fark edeceksiniz." Böyle demişti Hasan Hocam. Dediği kadar varmış. Gün batarken daha bir güzel, şu çiçekleri kareye alma fikri fena değil bence. İstanbul'a dönünce Hasan'a da göstereyim, bakalım beğenecek mi? Deklanşöre basmadan önce birkaç saniye bekliyorum. İnsanlar kadrajdan çıkmıyor; kimisi aceleyle yürüyor, kimisi durup aynı benim gibi bakıyor. Kolezyum hiç umursamıyor bizi. Yüzyıllardır aynı yerde, aynı sabırla duruyor. Belki de en iyi pozlarını, kimsenin fark etmediği anlarda veriyordur. Bir fotoğraf daha çekiyorum. Bu sefer ışık daha yumuşak, taşların üzerindeki gölgeler derinleşmiş. Çiçekler biraz eğilmiş, sanki onlar da akşamı hissediyor. Hasan Hoca haklıymış; aynı şey değil bu, bir öncekine benzemiyor. Aynı yer, aynı yapı ama başka bir hâl. Telefonu cebime koyup bir süre sadece bakıyorum. Fotoğraf çekmeyince eksik ka...