Bu noktada anlatıcının susması gerekirdi. Çünkü kediler konuşurken insanlar susmalıydı; bunu daha önce bir yerlerde okumuştuk. Belki Cortázar’ın bir merdiven tarifinde, belki de Borges’in hiç yazılmamış bir dipnotunda. Hatırlamamak daha güvenliydi.
Vildan, mutfak tezgâhına yaslandı. Çaydanlık fokurdamıyordu ama sahne buna uygundu. Kediler, anlatının devam edip etmeyeceğini tartar gibi bakıyorlardı. Okuyucu da öyle. Aradaki fark, kedilerin metnin farkında olmasıydı.
"Yeni bir düzen," dedi Vildan, cümleyi özellikle eksik bırakarak. Eksik cümleler kedilerin hoşuna giderdi. Tamamlanması gereken şeyler, onların işi değildi.
Salonun ortasında duran koltuk, yıllardır kimsenin oturmadığı halde en çok tüy toplayan yerdi. Bu bir metafor olabilirdi. Ama anlatıcı, metafor yapmayacağına söz vermişti. Sözler postmodern metinlerde tutulmak için değil, bozulmak için verilir.
Bir kedi, tam burada sahneyi terk etti. Bu önemliydi. Çünkü her metinde birilerinin çıkması gerekiyordu. Sahne dışı kalanlar, hikâyeyi asıl taşıyanlardı.
"Endişelenmeyin," dedi Vildan yeniden, ama artık kime dediği belirsizdi. Kedilere mi, kendine mi, yoksa bu öyküyü okurken bir şeylerin değişeceğini sezen okuyucuya mı?

Yorumlar
Yorum Gönder