Hiç Ergin gibi gelmedi bu sözler.
Ergin küfretmezdi. En fazla susardı. Suskunluğu bile cümleydi onun. Oysa bu ses aceleciydi; okunmak isteyen, hatırlatılmak isteyen bir sesti. Belki de Ergin değildi konuşan. Belki algoritmaydı. Ya da yazara içerik takvimi gönderen o görünmez baskı.
Kedi, tam bu sırada kedi sobanın önünden kalktı. Bu da bir işaretti ama hangi metinden alıntı olduğu belirsizdi. Yazar, kedinin hareketini not almayı düşündü. Sonra vazgeçti. Bazı ayrıntılar yazılınca değerini kaybederdi; tıpkı rakı masasının yazılamadığı için büyümesi gibi.
"Yazarsın," dedi ses, bu kez daha yumuşak. "Ama hep sonra."
Bu cümle tanıdıktı. Bir yerlerden ödünç alınmış gibiydi. Belki yazarın kendi ertelemelerinden, belki de yarım kalmış bütün bloglardan.
Metin burada bitmeliydi. Çünkü artık konuşanların kim olduğu belli değildi. Yazar mıydı, karakter mi, eski bir okur mu, yoksa bir sonraki öykünün taslağı mı?
Kedi tekrar yerine oturdu.
Isı bulundu.
Anlam ertelendi.

Yorumlar
Yorum Gönder