Ana içeriğe atla

kedi 3/7

"Ah kuzum kıyamam sana. Bu soğukta sıcak bir yer olsun diye mi oturdun oraya?"
Vildan görse seni de alır evine diye düşündü yazar. Acaba hangi karakter söylemiş olsa bunu, emin olamadı. Yoksa karakter yerine kendi fikrim olarak mı kalsa, ilk öyküdeki postmodern tavra selam kabilinden.
"İyi gidiyor, hem okuyucuların sayısı, hem Instagram hesabının takipçileri artıyor her geçen gün. Kemal ile rakı masamızı yazamadın, ne zamandır bekliyorum."
"Ergin Hocam?"
"Hiç yan çizme. Blogunun ilk öyküsünün gizli kahramanıyken adımı unuttu okuyucular. Kaç hafta geçti üstünden bir yazamadın şu koduğumun yazısını."
Hiç Ergin gibi gelmedi bu sözler.

Hiç Ergin gibi gelmedi bu sözler.

Ergin küfretmezdi. En fazla susardı. Suskunluğu bile cümleydi onun. Oysa bu ses aceleciydi; okunmak isteyen, hatırlatılmak isteyen bir sesti. Belki de Ergin değildi konuşan. Belki algoritmaydı. Ya da yazara içerik takvimi gönderen o görünmez baskı.

Kedi, tam bu sırada kedi sobanın önünden kalktı. Bu da bir işaretti ama hangi metinden alıntı olduğu belirsizdi. Yazar, kedinin hareketini not almayı düşündü. Sonra vazgeçti. Bazı ayrıntılar yazılınca değerini kaybederdi; tıpkı rakı masasının yazılamadığı için büyümesi gibi.

"Yazarsın," dedi ses, bu kez daha yumuşak. "Ama hep sonra."

Bu cümle tanıdıktı. Bir yerlerden ödünç alınmış gibiydi. Belki yazarın kendi ertelemelerinden, belki de yarım kalmış bütün bloglardan.

Metin burada bitmeliydi. Çünkü artık konuşanların kim olduğu belli değildi. Yazar mıydı, karakter mi, eski bir okur mu, yoksa bir sonraki öykünün taslağı mı?

Kedi tekrar yerine oturdu.
Isı bulundu.
Anlam ertelendi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bu blogda ne bulacaksınız...

Blogda her pazar günü başlayacak ve yedi gün sürecek bir arkası yarın öykü dizisi yayınlanacak... Öykülere birbirine yakın yerlerde ya da konseptte çektiğim fotoğraflar eşlik edecek... Kimi birbiriyle ilişkili kimi bağımsız, ortak özellikleri birbirine yakın yerlerde yaşanmış olmaları. Her hafta PAZAR günü yeni seri... İlk öykü 31 Ağustos 2025 PAZAR günü başlıyor... Öyküler ve fotoğraflar aynı gün, oyku7.blogspot adresli Instagram sayfasında da yayınlanacak...

Dönüş 5/7

Geçinmenin böylesi zorlu olduğu zamanda bile adamdaki duyarlılık ayakta tutuyor ülkeyi demek ki. Gerçi böylesi insanların sayısı azalıyor. Yeni nesilde yok bu anlayış. Yaşlanıyorsun Ergin Hocam. Nedir bu yeni nesil düşmanlığı. Bak, etrafın cıvıl cıvıl genç dolu. Senelerdir onlarla iç içesin. Üniversitedeki öğrencilerin artık yarı yaşından küçük. Sen üniversitede okurken onlar doğmamıştı bile. Kemal'i aramayı unuttum. Bir hoşcakal demek lazım. O kadar ilgilendi çocuk. "Alo Kemal Hocam." "Ergin Hocam, merhaba. Ben de diyordum konferans bitti Ergin Hocam kayboldu diye. Rahatsız etmek istemediğim için aramamıştım. Özlemişsinizdir İstanbul'u." "Özlemişim doğru, arkadaş eş dost da beni özlemiş. Her günüm dolu geçti, sizinle de bir akşam oturmak kısmet olmadı." "Dönüşünüz yarındı değil mi Hocam. Bu akşam oturalım size de uyarsa?" "Bu akşam, bu akşamla başlayınca cümleye aklıma Zeki Müren geldi." "O zaman dolaşalım bütün meyhaneler...

Vapurda 2/7

"Büyük beklentiler içerisine girmediğinizde, hayatın size verdikleriyle mutlu olmasını öğreniyor insan." "Çok edilgen bir yaklaşım değil mi ama Hocam?" "Hayatın karmaşıklığını çözmeye kalkışmak, planlar yapıp beklentiler içine girmek bana haddini aşmak gibi geliyor. Eğer söylediğimi edilgenlik olarak görüyorsan, yapacak bir şey yok. Yaşasın edilgenlik." "Lafa daldık vapuru kaçıracağız, haydi daha yürümemiz lazım iskeleye kadar." "Meydana karşı oturmayalı seneler oluyor. Bir sonrakine bineriz ya da vapur yerine motora binelim, hem daha yakın değil mi?" "Seçeneğim varsa vapur diyenlerdenim ben Hocam." "Peki Kemal, kırmayayım seni. Hesap bende ama." "Aman Hocam, onca sene sonra gelmişsiniz İstanbul'a. Hesabın lafı mı olur."  "Meydanın yeni düzenlemesi iyi olmuş. Eskiden keşmekeşti burası. Otobüsler, minibüsler, yürüyecek yol bulunmazdı." "Bence de iyi oldu böylesi. Trafik sıkışıyor, ama eski...